Seni yeneceğim Trabzon!

İstanbul'a tahta bavullarla Haydarpaşa'dan giriş yapan Halit Refiğ'in "Gurbet Kuşları", filmin sonunda geldikleri yere, Maraş'a dönerler. Fadime'nin düğününde halay çekmek için değil elbette.

O daha dünkü muhabbet.

Ferdi Tayfur'un "Fadime'nin Düğünü"nden çok daha evvel, Orhan Kemal'in aynı adlı romanından 1964'te beyaz perdeye uyarlanmıştı.

"Gurbet Kuşları" büyük şehirde dağılmış, artakalanlar çareyi memleketlerine geri dönmekte bulmuştu.

İstanbul'a yenilmişlerdi çünkü.

Türk sinemasında bundan sonra "Bu şehir seni yer bitirir evlat!.." repliği darbımesel haline geldi desek yalan olmaz.

Ta ki...

İbrahim Tatlıses "Seni yeneceğim İstanbul!" diyene kadar.

Tatlıses mi yendi İstanbul mu, yoksa çok gollü beraberlik mi var; doğrusu bilemiyorum.

Benim bildiğim şudur:

İstanbul artık gelen geçen herkese yeniliyor!

Kozalaklara yeniliyor, kompradorlara yeniliyor, yeni sınıfın yeni dallamalarına yeniliyor.

Attila İlhan'ın "ulan yine sen kazandın İstanbul" diye intizar ettiği şehir yok artık.

Ne güzel söylemişti o ölümsüz şiirinde: "ulan İstanbul sen misin / senin ellerin mi bu eller..."

Bu gökdelenler, bu siteler İstanbul'un gözlerine mil çekmiş. O şefkat abidesi mahalleler hepten kaybolmuş!

Necip Fazıl'ın "Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur" dediği şehir bu mudur?

İmdi, diyeceksiniz ki başlıkta Trabzon var, sen bize İstanbul'u anlatıyorsun.

Haklısınız ama, "niye" diye bir sorun.

Çünkü yenmek - yenilmek konseptinde şimdiye değin İstanbul'dan başka bir şehrin adı anılmadı.

Onu şöyle bir hatırlatmadan, ona rakip çıkan şehre geçmek olmazdı.

Evet, İstanbul'a nihayetinde bir rakip çıktı.

Trabzon'a bakan en hakim tepeden, Boztepe'den kollarını makas gibi açarak haykırdı Temel: "Seni yeneceğim Trabzon!"

Hangi Temel mi?

Sevdiği kızdan ilk mektep sıralarından kaptığı kokulu silgiyi yıllar yılı boynunda bir madalya gibi taşıyan Temel.

Hangi Temel mi?

Kayınpeder adayının gözüne girmek için Sümela'nın şifresini çözmeye kalkışan Temel.

Hangi Temel mi?

İntihar etmek için çatıya çıkan arkadaşının derdini dinledikten sonra, benim derdim senden büyük diyerek çatıdan atlamaya kalkışan Temel.

Bu Temel'i çok seveceksiniz.

İlk kez oryantalistik bir üslupla değil; son derece içten, sahici bir dille anlatılmış bir Temel bu.

Üçgen Yapımevi'nin gerçekleştirdiği "Sümela'nın Şifresi: Temel" filminin yönetmeni Adem Kılıç besbelli ki yöreyi, yöre insanını çok iyi tanıyor.

Birçok işi birlikte kotardığımız senarist arkadaşım Yılmaz Okumuş hakeza.

Oyuncuları sorarsanız; başta Salih Kalyon olmak üzere çoğu döktürmüş. (Salih abi camide öyle bir dua ediyor ki, olursa o kadar olur. Ağlarken kahkaha atıyorsunuz diyeyim de, varın gerisini siz hesap edin.)

Bir de, Sümela'da güvenlik görevlisi rolünü canlandıran Seymen Aydın'ın altını çizmeliyim. "Küçük rol yoktur iyi oyuncu vardır" sözünü hatırlatan bir oyunculuk koyuyor ortaya.

"........................"

"Seni yeneceğim Trabzon!" ha!

Ula Temel sen yen, başkaları yenmesin.

Zira sen yensen de Trabzon kazanır nasılsa.

NOT: Kökü dışarıda bir virüse mi kurban gittim yoksa telefonumu dinleyenler yanlış bir tuşa mı bastılar, ne oldu anlayamadım; bir sabah kalktım ki, cep telefonumun rehberi olduğu gibi silinmiş. Kimsenin numarası da ezberimde değil. Arayanları tekrar kaydediyorum, aramayanların da canı sağ olsun.