YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Fuller ve Orta Asya

Ermeni tasarısının Türkiye'de meydana getirdiği infiali test etmek ve kurmak amacıyla, geçen haftalarda Türkiye'ye açık-gizli bir hayli Amerikan heyeti geldi gitti. Ne garip, Graham Fuller de, yerden mantar biter gibi o sıralarda bitiverdi.

Graham Fuller'i, CİA istihbarat görevlisi gibi bir önyargı ile dinlemek yerine, konusunun uzmanı bir beyin olarak kabul etmemiz yolundaki hatırlatmalar da eksik bırakılmadı. Ayşe Önal'ın Fuller'le kırk yıllık dost ve can ciğer kuzu sarması yakınlığı bir tarafa, alâkalı çevrelere verilen mesajlardan biri şu oldu. Tabiî, Fuller tarafından!..

Graham Fuller dersleri

-"Türkiye büyük bir ülke!.. Çevresinde, aynen AB gibi büyük bir cazibe merkezi: Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve nihayet Orta Asya. (Buraya kadar tamam, fakat bundan sonrası için dikkat.) Türkiye Orta Asya'nın bugününe değil, geleceğine oynamalıdır. Hem Çin'de 70 milyon müslüman varken, Türkiye'nin bu realite ile yeterince ilgilenmemesi garip değil mi?"

Yani Fuller'in demek istediği şu: Türkiye bu nüfustan hareket ederek Çin'le ilişkilerini niçin bozmuyor? Çin'e karşı mücadele etmiyor? Hadi yönetimleriniz bunu yapmıyor, ama siz ne güne duruyorsunuz? Türkçüler, islâmcılar, lûtfen bu mevzû ile meşgul olunuz vs.

Hadisenin özü ise; ABD'nin Çin'le, ileride bir hesaplaşması olacak. Uzakdoğu'da veya Orta Asya'da!.. Bu noktada partner ülkelere ihtiyacı var. Türkiye de bunlardan biri. Fakat Türkiye, soğuk savaş yıllarının aksine, bu konularda şimdi daha farklı düşünüyor. ABD ile olan ilişkilerimizin yanı sıra, bağımsız büyük güçlerin her biri ile de temas halinde olmak!.. Rusya ve Çin gibi ülkelerde bulunan Türkler'le bu çerçevede ilgi geliştirmek.

NATO yıllarında olduğu gibi, Rusya ile gerginlik politikaları uygularsak, Çin'le uzaktan uzağa soğuk havalara girersek bundan ne elde ederiz? Öyleyse en iyi çözüm; hem düşman üretmemek, hem de bu yumuşak ortamda oralardaki Türklerle ilişkiyi geliştirmek ve sürdürmek. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşadığımız tecrübe bize onu gösterdi ki; Rusya-Türkiye ilişkileri iyi olduğu takdirde oralardaki Türklerle münasebetleri sürdürmek mümkün. Aksi halde oralardaki Türkler üzerinde baskı artıyor, onlar köşeye büzülüyor, ilişkiler sakıncalı bir hale giriyor.

Ucuz Orta Asya oyunları

Ama Amerika ve Türkiye'deki islâmî alanı izlemek ve yönlendirmekle görevli Graham Fuller gibiler öyle düşünmüyor. Rusya'ya ve Çin'e karşı bizden ziyade islâmcı, bizden ziyade türkçü kesiliyorlar. Türkiye, NATO yıllarında olduğu gibi, kolayca gaza gelmediği için de âdeta hayıflanıyorlar. Hatta ne garip, eski yıllarda olduğu gibi, türkçü-turancı kesimleri kolayca harekete geçiremedikleri için midir nedir, varıyla-yoğuyla islâmî kesimler üzerine yoğunlaşıyorlar. Dolayısıyla bu tür adamları ve onların oltalarına takılmış bazılarını okudukça, dinledikçe, âdeta hayıflanıyor insan. Bizim adımıza, bizden ziyade islâmcılık ve bizden ziyade türkçülük!.. Pes doğrusu.

İkincisi ve asıl önemlisi de, Graham Fuller'e göre Türkiye, "Orta Asya'nın bugününe değil, geleceğine oynamalı imiş!..."

Bu sözün anlamı da şu: Bugünkü Orta Asya yönetimlerinde iş yok. Bunların her biri diktatör. Kendi iktidarlarından başka birşey düşünmezler. Ayrıca Türkiye'nin bunlarla sağlıklı ilişki geliştirmesi de mümkün değildir. (Peki ne yapmak gerekir öyleyse?) Bu yönetimler, Orta Asya'nın 'bugünü"nü temsil ettiğine göre, geleceğinde ne gözüküyor bu bölgelerin?

Kuşkusuz Orta Asya'nın geleceği ile kasdedilen, oralardaki muhalefet hareketlerinden başkası değil. Yani Özbekistan'da olduğu gibi!.. Anlıyorsunuz bamyanın faziletini. Diktatör veya değil, Türkiye Orta Asya'nın legal yönetimleri yerine, muhalefet gruplarını kendisine muhatap alsın isteniyor.

Sen çatış, onlar meyva toplasın

İlk elde insana heyecan veren bu yaklaşımların, Türkiye'nin Orta Asya ile zaten zayıflatılmış bulunan ilişkilerini, iyice dinamitlemekten başka ne mânâsı olabilir? Türkiye harakiri yapsın, bu ülkeleri kendisinden alabildiğine uzaklaştırsın ve ABD ile İsrail'in, Rusya'nın kucağına itsin. İstenen bu değil mi? Türkiye maruz kaldığı böyle bir yönlendirme ile, Azerbaycan'da bazı işlere girişti, biliyorsunuz. Yaraları hâlâ sarılamadı.

Refah Partisi de, Refah-Yol hükümetinden önce, benzeri yaklaşımlar sergilemiyor muydu? İslâm ülkelerinin legal veya illegal muhalefetlerini kendisine muhatap almak!.. Sonu nereye vardı bütün bu politikaların?

Eğer böyle bir yol izlenecek olsa, Türkiye bütün Orta Asya'yı anında kaybeder. En sağlıklı olanı, zor da olsa, açık ve legal ilişkiyi tercih etmektir. Türkiye'nin takip etmesi gereken yol da budur.


18 EKİM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Necmettin Türinay

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...