YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

(FP'li) Belediyelerin saldırganlığı...

'İbretle izlemek' denir ya, bugünler, tam bu deyimi çalıştıran gelişmelerin yaşandığı günler. Bu 'ibretlik' gelişmelerin en çarpıcı olanlarından biri, 'nüfus sayımı' vesilesiyle uygulanacak sokağa çıkma yasağına karşı, 'sayım günü', vatandaşların oturdukları şehirlerden çıkıp başka yerlere gitme ihtimalini önlemeye dönük olarak belediyelerin aldığı 'tedbirler'.

Halkın seçtiği belediye başkanlarının, kendilerini seçen ya da hizmet vermekle yükümlü oldukları tüm şehir halkını, sayım günü bir başka yere gitmeleri halinde nelerle 'tehdit' ettiklerini hayretle izliyorum.

Meselenin özü basit. Çok ayrıntıya girmeden anlatmak gerekirse, devlet belediyelere sınırları dahilinde oturan 'kelle sayısı'na bakarak para veriyor. Bu nedenle, belediyelerin devletten daha çok para alabilmeleri için şehir sakinlerinin tam olarak sayılması gerekiyor. Bu işin bir yüzü.

İşin öbür yüzü ise basit ve meşru. Vatandaşlardan bazıları da 'dünyanın en ilkel uygulaması' olan, nüfus sayımı sırasında zorunlu olarak eve kapatılmaktan kurtulmak için, birgün önceden yola çıkarak daha ferah bir beldede o günü geçiriyorlar.

İşte belediyeler kimi vatandaşlarının kendi şehirlerinde sayılmamaları sonucunu doğuran bu uygulamaya karşı, sayım günü şehir dışına çıkan insanları kendilerince 'cezalandırma' yoluna gidiyorlar. Bu cezalar, belli hizmetlerden daha 'pahalı faydalandırma' ya da kimi hizmetlerden tamamen 'mahrum etme' gibi ahlaken kabul edilemeyecek ve siyasi açıdan tam bir baskı anlamına gelen bir dizi 'dayatma'yı içeriyor.

Açıkça söylemek gerekirse, bunu yapmaya kalkan belediyeler 'demokrasiden hiç nasiplerini almadıklarını' gösteriyorlar sadece. Belediye başkanları ise 'seçilmiş olmanın getirdiği saygıyı haketmediklerini' ispat etmiş oluyorlar. İnsanların seyahat özgürlüklerini bu şekilde engellemek, moral değerleri gelişmiş bir demokraside açık bir Anayasa suçudur aslında, fakat o kısmını şimdilik geçerek dip dalgalarına bakalım işin.

Televizyonlardan izleyebildiğim kadarıyla, halkı bu şekilde 'tehdit' etme konusunda en ileri gidenler bazı FP'li belediyeler. Bunun yanı- sıra bir valinin son derece yakışıksız bir konuşması da yansıdı ekranlara. Kuşkusuz FP'li olmayan belediye başkanlarından da bu tip bir 'saldırganlığa' yeltenenler vardır. Hem bu ihtimali gözeterek hem de belediyeler konusundaki özel konumundan dolayı yazının başlığındaki 'FP' ifadesini parantez içine aldım. O parantez, bir yandan sadece bazı FP'li belediyelerin değil başka belediyelerin de bu tip bir 'saldırganlığı' gündeme getirdiğini/getirebileceğini gösteriyor, öte yandan 'halkı tehdit eden' bu söylemin FP'li belediyeler tarafından dile getirilmesinin özellikle vurgulanması gerektiğini.

Niye mi? FP, merkezi iktidarda son derece başarısız olmakla beraber belediyelerde çok başarılı olmuş bir parti. Ayrıca yerel yönetimlere verdiği önemi göstermek bakımından Yerel Yönetimler Günü de kutluyor. Öte yandan 'katılımcı demokrasi' temelinde belediyelerin daha çok 'yetkilendirilmesi' gerektiğini en çok FP savunuyor. Bütün bu savunuları da son derece saygın, gerekli ve haklı. Fakat eldeki mevcut yetkilere dayanarak halkı bu şekilde 'tehdit eden' belediyelerin yetkileri artırıldığı zaman neler yapabileceklerini hesaba katınca, gerekli ve haklı olan tezler anında boşa çıkıveriyor.

Peki ne yapılabilirdi? Nüfus sayımı vesilesiyle insanların eve kapatılması ilkelliği belli periyodlarla yaşandığına göre, belediyeler hizmet vermekle mükellef oldukları vatandaşları arkalarına alarak merkezi iktidarın 'kelle sayısına göre para verme' uygulamasını değiştirme kampanyası başlatabilirlerdi. Üstelik iki nüfus sayımı arasında epey bir zaman da olduğu için bu kampanyanın Meclis'teki partilerin desteğini alarak yürütülmesi ve neticelendirilmesi pekala mümkündü. Ayrıca teknoloji çağında insanları saymak için eve kapatma ilkelliği de böylece sorgulanmış olurdu.

Böyle yapmak yerine, belediyeler, ahlaken en ucuzuna ve siyaseten en anti-demokratik olanına başvuruyorlar ve nüfus sayımı günü evinde olmayan vatandaşların 'ihbar' edileceği telefon numaraları yayınlayarak, hizmet vermekle mükellef oldukları şehir halkını belli hizmetlerden mahrum etmekle 'tehdit' ediyorlar. Bu, 'şehir' kavramına ve 'şehir halkına' karşı açık bir saldırıdır.

Şu aşamadan itibaren, şehirlerde sivil toplum örgütleri acilen ortaya çıkarak, 'şehir halkını tehdit eden' belediye başkanlarını, tehditlerini geri almadıkları taktirde bir daha seçmeme kampanyası başlatmalı ve tehditkar belediye başkanlarını özür dilemeye davet etmelidirler. Üstelik bu kampanyalarda 'öncülüğü', ilgili belediye başkanlarına yakın siyasi görüşte olan sivil toplum örgütleri yapmalıdırlar.

O zaman görürüz, belediyeler yetkilerinin artırılmasını daha çok demokrasi için mi istiyorlar, yoksa her biri kendi alanında merkezi iktidarın 'dayatmacılığını' ele geçirmek için mi? O zaman anlarız, seçilmiş belediye başkanları, makamlarını halka hizmet mevzisi mi sayıyorlar, yoksa tek parti döneminin 'ilbay'larının dükalığı mı?


18 EKİM 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...